Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgelerin incelenmesinden; dava konusu alan üzerindeki binaların yapısal sınıflarını temsil edebilecek sayı ve niteliğe sahip yapılardan seçilen örneklerden alınan karot ve numuneler ile 6306 sayılı Kanunun Uygulama Yönetmeliği ekinde yer alan Riskli Yapıların Tespit Edilmesine İlişkin Esaslara uygun bir şekilde elde edilen verilerin, bölgenin depremselliği ve jeolojisine ilişkin verilerle birlikte değerlendirilmesi sonucu yukarıda ayrıntılı olarak açıklanan teknik raporun hazırlandığı, bu çerçevede raporun 6306 sayılı Yasa ve 6306 sayılı Kanunun Uygulama Yönetmeliği hükümleri ve amacına uygun olduğu, söz konusu alanda bulunan yapıların can ve mal kaybına yol açma riski taşıdığını kanıtlayacak yeterli bilgi ve değerlendirme içerdiği, sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır.
Davanın Özeti: 06/03/2016 tarih ve 29645 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, Şırnak İli, Silopi İlçesi, Barbaros, Başak, Cudi, Karşıyaka, Şehit Harun Boy, Nuh, Yenişehir ve Yeşiltepe Mahalleleri içerisinde bulunan ve ekli kroki ile listede sınır ve koordinatları gösterilen alanın 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun 2. maddesi uyarınca riskli alan ilan edilmesine ilişkin 16/02/2016 tarihli, 2016/8538 sayılı Bakanlar Kurulu kararının, riskli alan ilan edilen bölgenin zemin yapısı ve üzerindeki yapılaşma nedeniyle can ve mal kaybına yol açma riski taşımadığı, sokağa çıkma yasakları süresince meydana gelen bina hasarlarının gerekçe gösterilerek tüm alanda yıkım ve tahliye gerçekleştirildiği, Anayasa ve yasalarla korunan mülkiyet hakkı, kişisel güvenlik ve gelişim hakkının ihlal edildiği, belediyeden görüş alınmadığı, hukuka uyarlık bulunmadığı iddialarıyla iptali istenilmektedir.
Davalı İdarelerin Savunmalarının Özeti: Dava konusu Bakanlar Kurulu kararının 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun 2. maddesi ve ilgili Yönetmeliğe uygun olarak tesis edildiği, davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.
Danıştay Savcısı..Düşüncesi: Dava; Şırnak İli, Silopi İlçesi, Barbaros, Başak, Cudi, Karşıyaka, Şehit Harun Boy, Nuh, Yenişehir ve Yeşiltepe Mahalleleri içerisinde bulunan ve ekli kroki ile listede sınır ve koordinatları gösterilen alanların riskli alan ilan edilmesine ilişkin 06/03/2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 2016/8538 sayılı Bakanlar Kurulu kararının hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek iptali istemiyle açılmıştır.
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın İkinci Kısmında Temel Hak ve Ödevlerin düzenlendiği, Birinci Bölümünde ise Genel Hükümlerin belirlendiği, bu bölümde yer alan “Temel Hak ve Hürriyetlerin Sınırlanması” başlıklı 4709 sayılı Yasa ile değişik 13. maddesinde: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”, İkinci Bölümde Kişinin Hakları ve Ödevleri arasında yer verilen “mülkiyet hakkı” 35.maddesinde sayılmış ve bu hak “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz” şeklinde düzenlemeye konu edilmiştir.
6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’un 2. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde; Riskli alan: Zemin yapısı veya üzerindeki yapılaşma sebebiyle can ve mal kaybına yol açma riski taşıyan, Bakanlık veya İdare tarafından Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının görüşü de alınarak belirlenen ve Bakanlığın teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca kararlaştırılan alan olarak tanımlanmıştır.
Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun Uygulama Yönetmeliğinin, “Riskli alanın tespiti” başlıklı 5. maddesinin 1. fıkrasında da “Riskli alan; a) Alanın, zemin yapısı veya üzerindeki yapılaşma sebebiyle can ve mal kaybına yol açma riski taşıdığına dair teknik raporu,
b) Alanda daha önceden meydana gelmiş afetler varsa, bunlara dair bilgileri,
c) Alanın büyüklüğünü de içeren koordinatlı sınırlandırma haritasını, varsa uygulama imar planını,
ç) Alanda bulunan kamuya ait taşınmazların listesini,
d) Alanın uydu görüntüsünü veya ortofoto haritasını,
e) Zemin yapısı sebebiyle riskli alan olarak tespit edilmek istenilmesi halinde yerbilimsel etüd raporunu,
f) Alanın özelliğine göre Bakanlıkça istenecek sair bilgi ve belgeleri,
ihtiva edecek şekilde hazırlanmış olan dosyaya istinaden ve Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının görüşü alınarak Bakanlıkça belirlenir ve teklif olarak Bakanlar Kuruluna sunulur…” hükümlerine yer verilmiştir.
Dava dosyasının incelenmesinden; T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Alt Yapı ve Kentsel Dönüşüm Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Riskli Yapılar Dairesi Başkanlığınca hazırlana teknik raporda özetle, Alanda bulunan betonarme ve yığma yapıların 6306 sayılı Kanunun Uygulama Yönetmeliği EK-A’da belirtilen birinci aşama değerlendirme yöntemi ile belirlenen performans puan dağılım istatistikleri ve bu istatistiklere göre alanda ikinci aşama değerlendirme yöntemine göre analiz yapılacak yapı sayısı ve kapsamının belirlendiği, ikinci aşama değerlendirme kapsamında analizleri yapılan 35 betonarme binanın 28 tanesi ve 22 yığma yapının 19 tanesinin Riskli Yapıların Tespit Edilmesine İlişkin Esaslar Yönetmeliğine göre can ve mal güvenliği açısından risk teşkil ettiğinin belirlendiği, sonuç olarak, kapsamlı yapısal analiz sonuçlarına göre alandaki toplam yapı stokunun %80’den fazlasının can ve mal güvenliği açısından risk teşkil etmekte olup, olası bir deprem ve/veya başka afet anında bu yapılarda hayati hasarlar oluşabileceği kanaatine varıldığı, alandaki Riskli Yapıların Tespit Edilmesine İlişkin Esaslar Yönetmeliğine göre riskli olarak tespit edilen mevcut durumdaki hasarsız yapılara ilaveten risk değerlendirme çalışmaları sırasında sahada yapılan gözlemler neticesinde alanda terör faaliyetleri sonucunda toplam 27 yapının tamamen yıkılmış olduğu ve 342 yapıda ise ağır olarak nitelendirilebilecek hasarın olduğunun tespit edildiği, bu hasarlı ve yıkılmış yapılarda dikkate alındığında alandaki toplam yapı stoğunun %90’dan fazlasının can ve mal güvenliği açısından risk teşkil ettiği sonuna varıldığının belirtildiği anlaşılmıştır.
Bu durumda; yukarıda anılan teknik rapordaki tespitler ve dosyada yer alan bilgi ve belgelerin değerlendirilmesi sonucu, Şırnak İli, Silopi İlçesi, Barbaros, Başak, Cudi, Karşıyaka, Şehit Harun Boy, Nuh, Yenişehir ve Yeşiltepe Mahalleleri sınırları içerisinde bulunan bölgenin Afete Maruz Bölge olarak belirlenmesine ilişkin Bakanlar Kurulu Kararında hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle; davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Ondördüncü Dairesince, duruşma için önceden belirlenerek taraflara bildirilen 22.02.2017 gününde davacılar vekili Av. Hülya Yıldırım ve Av. Nuray Özdoğan’ın, davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığını temsilen Av. Burçin Yıldız’ın geldiği, Başbakanlık vekilinin gelmediği görülerek, Danıştay Savcısı Abidin Çelik’in katılımıyla yapılan duruşma sonrasında Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:
Dava; 06/03/2016 tarih ve 29645 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Şırnak İli, Silopi İlçesi, Barbaros, Başak, Cudi, Karşıyaka, Şehit Harun Boy, Nuh, Yenişehir ve Yeşiltepe Mahalleleri içerisinde bulunan ve ekli kroki ile listede sınır ve koordinatları gösterilen alanın, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun 2. maddesi uyarınca riskli alan ilan edilmesine ilişkin 16/02/2016 tarihli, 2016/8538 sayılı Bakanlar Kurulu kararının iptali istemiyle açılmıştır.
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının İkinci Kısmında Temel Hak ve Ödevlerin düzenlendiği, Birinci Bölümünde ise Genel Hükümlerin belirlendiği, bu bölümde yer alan “Temel Hak ve Hürriyetlerin Sınırlanması” başlıklı 4709 sayılı Yasa ile değişik 13. maddesinde: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”, İkinci Bölümde Kişinin Hakları ve Ödevleri arasında yer verilen “mülkiyet hakkı” 35. maddesinde sayılmış ve bu hak “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz” şeklinde düzenlemeye konu edilmiştir.
20.03.1952 günü kabul edilen İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşmeye Ek 1 Nolu Protokol Türkiye tarafından 19.03.1954 tarihinde onaylanmıştır. Anılan Protokolün “Mülkiyetin Korunması” başlıklı 1. maddesinde: “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.” kuralı yer almıştır.
6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun 2. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde; Riskli alan: Zemin yapısı veya üzerindeki yapılaşma sebebiyle can ve mal kaybına yol açma riski taşıyan, Bakanlık veya İdare tarafından Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının görüşü de alınarak belirlenen ve Bakanlığın teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca kararlaştırılan alan olarak tanımlanmış, 26.04.2016 tarihinde yürürlüğe giren ek 1. maddesinde (Ek: 14/4/2016 – 6704/25 md.) “(1) a) Kamu düzeni veya güvenliğinin olağan hayatı durduracak veya kesintiye uğratacak şekilde bozulduğu yerlerde; planlama ya da altyapı hizmetleri yetersiz olan veya imar mevzuatına aykırı yapılaşma bulunan yahut yapı ya da altyapısı hasarlı olan alanlar, fen ve sanat norm ve standartlarına uygun, sağlıklı ve güvenli yaşama çevrelerini teşkil etmek, sağlık, eğitim ve ulaşım gibi kamu hizmetlerinin düzenli bir şekilde yürütülmesini sağlamak amacıyla, Bakanlığın teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca riskli alan olarak kararlaştırılabilir. Riskli alan sınırı uygulama bütünlüğü gözetilerek belirlenir” hükmü yer almıştır.
Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun Uygulama Yönetmeliğinin, “Riskli alanın tespiti” başlıklı 5. maddesinin 1. fıkrasında da “Riskli alan; a) Alanın, zemin yapısı veya üzerindeki yapılaşma sebebiyle can ve mal kaybına yol açma riski taşıdığına dair teknik raporu, b) Alanda daha önceden meydana gelmiş afetler varsa, bunlara dair bilgileri, c) Alanın büyüklüğünü de içeren koordinatlı sınırlandırma haritasını, varsa uygulama imar planını, ç) Alanda bulunan kamuya ait taşınmazların listesini, d) Alanın uydu görüntüsünü veya ortofoto haritasını, e) Zemin yapısı sebebiyle riskli alan olarak tespit edilmek istenilmesi halinde yerbilimsel etüd raporunu, f) Alanın özelliğine göre Bakanlıkça istenecek sair bilgi ve belgeleri, ihtiva edecek şekilde hazırlanmış olan dosyaya istinaden ve Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının görüşü alınarak Bakanlıkça belirlenir ve teklif olarak Bakanlar Kuruluna sunulur…” hükümlerine yer verilmiştir.
Yukarıda belirtilen Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi düzenlemeleriyle kişilerin mülkiyet hakları güvence altına alınmıştır. Mülkiyet hakkının yalnızca kamu yararının mevcut olduğu durumlarda kanunla sınırlanabileceği de yine bu düzenlemelerde öngörülmüştür. Kanun koyucu tarafından olağan dışı kanun olarak düzenlenen 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun kapsamında da kanunda sayılan idarelerce mülkiyet hakkına sınırlama getirilebilecektir. Ancak, yine burada Kanun bu yetkinin kullanımını oldukça sıkı kurallara bağlamış ve ortada kamu yararını ilgilendiren durumun bulunduğunu hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde açık ve somut bir şekilde ortaya konulmasını şarta bağlamıştır. Bu bağlamda, bir alanın “Riskli Alan” olarak ilan edilebilmesi için üzerindeki yapılaşma sebebiyle can ve mal kaybına yol açma riski taşıma sebebinin mutlaka yapıların fiili durumları incelendikten sonra hazırlanacak teknik bir rapor ile ortaya konulması gerekecektir.
Dairemizce daha önce dava konusu işlemle aynı konuda bakılan davalarda alanında uzman bilirkişilerce yapılan bilimsel incelemelerden; bir alanın üzerinde bulunduğu yapı stokunun can ve mal kaybına yol açma riski taşıması nedeniyle “Riskli Alan” olarak ilan edilebilmesi için, söz konusu alandaki binaların deprem riski belirlenirken daha çok binaların taşıyıcı sistemine ait parametrelerin (taşıyıcı eleman sayısı ve dağılımı, planda düzensizlik, düşeyde düzensizlik, lokal ve konstrüktif uygulamalar, vb.) dikkate alınması gerektiği, niceliksel bir yaklaşımla teknik açıdan anlamlı tanımlar çerçevesinde binaların risk seviyeleri açısından sınıflandırılabileceği, bu tip bir sınıflandırmayı gerçekleştirmek için bütün binaların ilgili Yönetmeliğinin ekinde yer alan hızlı değerlendirme formları ile değerlendirilmesi ve bina bazında elde edilen performans skorlarının sınıflandırma amacıyla kullanılması gerektiği, örnekleme yoluyla tipik binaların seçilmesi ve seçilen binaların ayrıntılı olarak incelenmesi geçerli bir yaklaşım ise de, detaylı risk çalışmasında binalar seçilirken hangi örnekleme yönteminin (tesadüfi/tesadüfi olmayan yöntemler) kullanıldığı ve örnek büyüklüğünün nasıl seçildiğinin açık olarak belirtilmesi gerektiği anakütle (toplam bina stoku) içerisinde hem yığma hem betonarme binalar varken örneklerin sadece yığma binalardan seçilemeyeceği, istatistiksel olarak betonarme binaları temsilen toplam bina sayısına orantılı bir şekilde daha betonarme binanın seçilmesi gerektiği, alanda yer alan yapıların deprem riskinin belirlenebilmesi için ise, bu yapıların teknik olarak incelenmesi gerektiği, bunun için, yapıların bulunduğu yerlerdeki deprem tehlikesi ve yapıların deprem performansını etkileyen yapısal özelliklerinin saha çalışmaları sonucunda elde edilmesi gerektiği, yapısal sistem özelliklerine göre sınıflandırılmış tip binalar seçilerek bunların ayrıntılı analizlerinin yapılması sonucunda bir korelasyon çıkarılıp buna göre genel yapı stokunun riskinin belirlenmesi gerektiği, bölgenin deprem riskini belirlemek için öncelikle deprem tehlikesinin hesaplanması gerektiği, deprem tehlike hesaplamasının ise bölgeyi etkileyebilecek depremlerin oluşma potansiyeli olan sismik kaynaklara bağlı olarak yapılabileceği, bu şekilde ayrıntılı bir hesaplamanın istatistiksel olarak bölgenin deprem tehlikesi hakkında bir veri olabileceği aksi takdirde yukarıda belirtilen çalışmalar yapılmadan alanın üzerindeki yapılaşma sebebiyle can ve mal kaybına yol açma riski konusunda değerlendirme yapmanın bilimsel kurallara ve dolayısıyla 6306 sayılı Yasanın amacına aykırı olacağı açıktır.
Dava dosyasının incelenmesinden; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Alt Yapı ve Kentsel Dönüşüm Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Riskli Yapılar Dairesi Başkanlığınca hazırlanan teknik raporda özetle; alanda bulunan betonarme ve yığma yapıların 6306 sayılı Kanunun Uygulama Yönetmeliğinin EK-A kısmında belirtilen birinci aşama değerlendirme yöntemi (hızlı değerlendirme tekniği) kullanılarak performans puanlarının hesaplandığı, alandaki yapıların taşıyıcı sistemi, performans puanı, kat sayısı gibi nitelikleri değerlendirilerek, alandaki tüm yapıları temsil edebilecek nitelik ve sayıda betonarme ve yığma yapılar seçilerek 6306 sayılı Kanunun Uygulama Yönetmeliğinin EK-2′ sinde yer alan riskli yapıların tespit edilmesine ilişkin esaslara göre ikinci aşama değerlendirmesinin yapıldığı, riskli alan ilan edilen bölgenin yüzölçümünün 404,07 hektar olduğu, toplam 5210 adet yapı bulunduğu, yapılardan 4705 tanesinin betonarme, 505 tanesinin ise yığma yapı olduğu, ikinci aşama değerlendirme kapsamında analizleri yapılan 35 betonarme binanın 28 tanesi ve 22 yığma yapının 19 tanesinin Riskli Yapıların Tespit Edilmesine İlişkin Esaslara göre can ve mal güvenliği açısından risk teşkil ettiğinin belirlendiği, sonuç olarak, kapsamlı yapısal analiz sonuçlarına göre alandaki toplam yapı stokunun %80’den fazlasının can ve mal güvenliği açısından risk oluşturduğu, olası bir deprem ve/veya başka afet anında bu yapılarda hayati hasarlar oluşabileceği kanaatine varıldığı, alandaki Riskli Yapıların Tespit Edilmesine İlişkin Esaslara göre riskli olarak tespit edilen mevcut durumdaki hasarsız yapılara ilaveten risk değerlendirme çalışmaları sırasında sahada yapılan gözlemler neticesinde alanda terör faaliyetleri sonucunda toplam 27 yapının tamamen yıkılmış olduğu ve 342 yapıda ise ağır olarak nitelendirilebilecek hasarın oluştuğunun tespit edildiği, bu hasarlı ve yıkılmış yapılarda dikkate alındığında, alandaki toplam yapı stoğunun %90’dan fazlasının can ve mal güvenliği açısından risk teşkil ettiği sonucuna varıldığı, üzerindeki yapılaşma nedeniyle can ve mal kaybına yol açma riski taşıması nedeniyle 6306 sayılı Yasa uyarınca “Riskli Alan” ilan edilmesi teklifinde bulunulduğu, teknik rapor ile Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) görüşü doğrultusunda dava konusu işlemle alanın “riskli alan” olarak ilan edildiği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık, keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılması yönünden değerlendirildiğinde; riskli alan edilen bölgede, dava konusu Bakanlar Kurulu Kararından sonra 26.04.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6306 sayılı Kanunun Ek-1. maddesinin (1)-a fıkrasında belirtilen koşulların oluştuğu ve işlemin tesis edildiği tarihteki koşulların da ortadan kalktığının dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılması karşısında, mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmasına ihtiyaç kalmadığı sonucuna varılmıştır.
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgelerin incelenmesinden; dava konusu alan üzerindeki binaların yapısal sınıflarını temsil edebilecek sayı ve niteliğe sahip yapılardan seçilen örneklerden alınan karot ve numuneler ile 6306 sayılı Kanunun Uygulama Yönetmeliği ekinde yer alan Riskli Yapıların Tespit Edilmesine İlişkin Esaslara uygun bir şekilde elde edilen verilerin, bölgenin depremselliği ve jeolojisine ilişkin verilerle birlikte değerlendirilmesi sonucu yukarıda ayrıntılı olarak açıklanan teknik raporun hazırlandığı, bu çerçevede raporun 6306 sayılı Yasa ve 6306 sayılı Kanunun Uygulama Yönetmeliği hükümleri ve amacına uygun olduğu, söz konusu alanda bulunan yapıların can ve mal kaybına yol açma riski taşıdığını kanıtlayacak yeterli bilgi ve değerlendirme içerdiği, sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır.
Bu durumda; Şırnak İli, Silopi İlçesi, Barbaros, Başak, Cudi, Karşıyaka, Şehit Harun Boy, Nuh, Yenişehir ve Yeşiltepe Mahalleleri içerisinde bulunan ve ekli kroki ile listede sınır ve koordinatları gösterilen alanın 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun 2. maddesi uyarınca riskli alan ilan edilmesine ilişkin 16/02/2016 tarihli, 2016/8538 sayılı Bakanlar Kurulu kararında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddine, yargılama giderlerinin davacılar üzerinde bırakılmasına, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı davalar için belirlenen 3.000,00-TL. vekâlet ücretinin davacılardan alınarak davalı idarelere verilmesine, posta giderleri avansından arta kalan tutarların kararın kesinleşmesinden sonra istemleri hâlinde taraflara iadesine, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 20/A-2-g maddesi uyarınca, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 22.02.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.