1. Anasayfa
  2. Danıştay 6. Dairesi Kararları

Danıştay 6. Dairesi E: 2012/4044 K: 2015/159 T: 11.11.2015


5393 sayılı Belediye Kanununun 73. maddesi gereğince; konut alanları, sanayi alanları, ticaret alanları, teknoloji parkları, kamu hizmeti alanları, rekreasyon alanları ve her türlü sosyal donatı alanları oluşturmak, eskiyen kent kısımlarını yeniden inşa ve restore etmek, kentin tarihi ve kültürel dokusunu korumak veya deprem riskine karşı tedbirler almak amacıyla bir alan kentsel dönüşüm ve gelişim alanı olarak ilan edilebilmektedir. Buna göre kamu hizmet alanları oluşturmak veya kamu hizmet alanı olarak kullanılan alanların yeniden düzenlenmesini sağlamak maksadıyla da kentsel dönüşüm ve gelişim projesi uygulanabilecektir.

Davanın Özeti: 27/04/2012 tarihli, 28276 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “T.C. Başbakanlık Gazi Yerleşkesi (OGM) Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanı” ilanına ilişkin 2012/3074 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının iptali istenilmektedir.

Başbakanlık’ın Savunmasının Özeti: Davacıların dava açma ehliyetlerinin bulunmadığı, kamu hizmet alanları oluşturmak üzere kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilebileceği, alanın tarihi ve 1. Derece doğal sit niteliği taşımadığı, kentin tarihi ve kültürel dokusunun korunmasına aykırı bir hususun olmadığı, dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın Savunmasının Özeti: Davacıların dava açma ehliyetlerinin bulunmadığı, davanın yasal süresi içerisinde açılmadığı, imar planlarının koruma kurulunca uygun bulunduğu, Bakanlar kurulunun kamu arazileriyle ilgili olarak kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan etmeye yetkili olduğu, dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Tetkik Hakimi Düşüncesi: 27/04/2012 tarihli, 28276 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan “T.C. Başbakanlık Gazi Yerleşkesi (OGM) Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanı” ilanına ilişkin 2012/3074 sayılı Bakanlar Kurulu kararının iptali istemiyle açılan davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

Danıştay Savcısı Düşüncesi: Dava, 27/04/2012 günlü, 28276 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “T.C. Başbakanlık Gazi Yerleşkesi (OGM) Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanı” ilanına ilişkin 2012/3074 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının iptali istemiyle açılmıştır.

5393 sayılı Belediye Kanununun 5998 sayılı Yasanın 1. maddesiyle değişik 73. maddesinde: “Belediye, belediye meclisi kararıyla; konut alanları, sanayi alanları, ticaret alanları, teknoloji parkları, kamu hizmeti alanları, rekreasyon alanları ve her türlü sosyal donatı alanları oluşturmak, eskiyen kent kısımlarını yeniden inşa ve restore etmek, kentin tarihi ve kültürel dokusunu korumak veya deprem riskine karşı tedbirler almak amacıyla kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilir. Bir alanın kentsel dönüşüm ve gelişim alanı olarak ilan edilebilmesi için yukarıda sayılan hususlardan birinin veya bir kaçının gerçekleşmesi ve bu alanın belediye veya mücavir alan sınırları içerisinde bulunması şarttır. Ancak, kamunun mülkiyetinde veya kullanımında olan yerlerde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı ilan edilebilmesi ve uygulama yapılabilmesi Bakanlar Kurulu kararına bağlıdır.” kuralına yer verilmiştir.

Dava dosyası ile yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi üzerine düzenlen raporun birlikte incelenmesinden, Başbakanlık İdari ve Mali İşler Daire Başkanlığının 11.01.2012 günlü, 755115 sayılı yazısı ile 5393 sayılı Belediye Kanununun 5998 sayılı Yasayla değişik 73. maddesi uyarınca Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Alan sınır ilanına ilişkin sınır teklifinde bulunulduğu, bilirkişi raporunda Bakanlar Kurulu kararına konu alanın Orman Genel Müdürlüğü Gazi Tesisleri Alanı (46 hektarlık kısmı), 2100 ada, 16 parsel ve 13585 ada, 12 parsel sayılı taşınmazın bir bölümünü içine alan 7 hektarlık alan (toplam 53 hektar olan) alan dışında bu alanın kuzeyini de kapsayan ve AOÇ Tarihi Çekirdek Alanının bir kısmını da alan toplam 90 hektarlık alanın, dava konusu işlemle “Başbakanlık Gazi Yerleşkesi Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Alan”ı olarak belirlendiği ve ilan edildiği, anlaşılmaktadır.

Dava konusu 90 hektarlık alan, Atatürk Orman Çiftliği arazisi içinde yer almakta ve özel kanun olan 5659 sayılı Atatürk Orman Çiftliği Müdürlüğü Kuruluş Kanununda yer alan hükümlere tabi bulunmakta olup, bu sınırlar içerisinde yer alan dava konusu bölgede 5393 sayılı Yasanın 5998 sayılı Yasayla değişik 73. maddesine göre kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilip edilemeyeceğinin irdelenmesi gerekmektedir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün şahsi mal varlığı olarak özel kişilerden satın alınmak suretiyle 1925 yılında kurulan Atatürk Orman Çiftliği, 05.05.1925 tarihinde 20.000 dekar olarak başlamış, daha sonra arazilerin satın alınması ile 52.000 dekara ulaşmış, bizzat Mustafa Kemal Atatürk tarafından 13 yıl işletilmiş, 11.6.1937 tarihinde, tasarrufu altında bulunan ve şahsi malvarlığı olan Atatürk Orman Çiftliği arazisi şartlı olarak hazineye bağışlanmıştır. Bağış Senedinde: “Çiftliklerin yerine göre arazi ıslah ve tanzim etmek, muhitlerini güzelleştirmek, halka gezecek, eğlenecek ve dinlenecek sıhhi yerler, hilesiz ve nefis gıda maddeleri temin etmek, bazı yerlerde ihtikarla fiili ve muvaffakiyetli mücadelede bulunmak gibi hizmetleri de bulunmak zikre şayadır. Bünyelerinde metanetine ve muvafakiyetlerinin temelini teşkil eden geniş çalışma ve ticari esaslar dahilinde idare edildikleri ve memleketin mıntıkalarında da mümessilleri tesis edildiği takdirde tecrübelerini müspet iş sahasından alan bu müesseselerin ziraat usullerini düzeltme istihsalatı artırma ve köyleri kalkındırma yolunda devletçe alınan ve alınacak olan tedbirlerin hüsnü intihap ve iktisabına birer amil ve mesnet olacaklarına kani bulunuyorum ve bu kanaatle tasarrufumdaki bu çiftlikleri bütün tesisat, hayvanat ve demirbaşları ile beraber hazineye hediye ediyorum” şeklinde vasiyette bulunulmuş, bu doğrultuda da 11.5.1938 günü resmi senetle akit tablosu düzenlenmiştir.

Atatürk Orman Çiftliği, 1938 yılında tarımsal bir Devlet teşekkülü kurulması kararı üzerine Devlet Ziraat İşletmeleri Kurumuna devredilmiş, 1950 yılına kadar çiftlik arazisinin amaç dışı kullanımı söz konusu olmuş ve 01.04.1950 tarihinde yürürlüğe giren 5659 sayılı Atatürk Orman Çiftliği Müdürlüğü Kuruluş Kanunu ile çiftliğin bütünlüğünün muhafazası amacıyla özel bir statü kazandırılmıştır.

5659 sayılı Yasanın 1. maddesinde “Tarım Bakanlığına bağlı ve tüzelkişiliği haiz olmak üzere Ankara’da Atatürk Orman Çiftliği Müdürlüğü kurulmuştur” kuralı yer almış ve 9. maddesinde, Müdürlüğün bütün mallarının Devlet malı hükmünde olduğu, bu mallar aleyhine suç işleyenlerin Devlet malları aleyhine suç işliyenler gibi ceza göreceği, Müdürlüğe ait gayrimenkullerin, Müdürlük adına tapuya tescil edileceği belirtilmiş ve 10. maddesinde, Atatürk Orman Çiftliğinin bu kanunun yayımı tarihindeki sınırları içinde bulunan gayrimenkullerin gerçek veya tüzelkişilere devir ve temlikinin ve kamulaştırılmasının özel bir kanunla izin alınmasına bağlı olduğu, bu Kanunun yayımı tarihinden önce resmi daire ve teşekküllere, Devlet Ziraat İşletmeleri Kurumu İdare Meclisi kararı ve Tarım Bakanlığının muvafakatiyle satışı takarrür etmiş (karara bağlanmış) gayrimenkuller hakkında yukarıdaki fıkra hükmünün uygulanmayacağı kurala bağlanmıştır.

Yasanın yukarıda içeriğine yer verilen 10. maddesine göre, Atatürk Orman Çiftliği sınırları içindeki gayrimenkullerin gerçek ve tüzel kişilere devir ve temliki ya da kamulaştırılmasının ancak özel bir kanunla izin alınması yoluyla mümkün olup, çeşitli tarihlerde çıkarılan yasalarla Atatürk Orman Çiftliği arazilerinin gerçek ve tüzel kişilere mülkiyetinin devri gerçekleştirilmiştir. Tek istisnası ise, resmi daire ve teşekküllere, Devlet Ziraat İşletmeleri Kurumu İdare Meclisi kararı ve Tarım Bakanlığının muvafakatiyle 5659 sayılı Yasanın yayımı tarihi öncesinde sadece satışı yapılan gayrimenkullerdir. Bu kanunun yayım tarihinden önce satış suretiyle Atatürk Orman Çiftliğinin mülkiyetinden çıkarılan araziler dışında idari bir kararla çiftlik arazisinin bir başka kurum ve kuruluşa devir veya tahsis olanağı bulunmamaktadır.

Diğer taraftan, 5659 sayılı Kanunun Ek 1. maddesinde “24/03/1950 günlü ve 5659 sayılı Atatürk Orman Çiftliği Müdürlüğü Kuruluş Kanunu hükümleri uyarınca, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte Atatürk Orman Çiftliği dahilinde bulunan arazilerle ilgili olarak Tarım ve Köyişleri Bakanlığının uygun görüşü ile Ankara Büyükşehir Belediyesi ilgili mer’i mevzuat uyarınca öncelikle üst ölçekli plan ve koruma amaçlı imar planı ve bunlara uygun her türlü imar planlarını yapmaya ve yaptırmaya yetkilidir.” kuralı yer almıştır.

Bu düzenlemeyle özel bir statüye sahip Atatürk Orman Çiftliği sınırları içinde yapılacak imar uygulamalarına ilişkin usul ve esaslar belirlenmiş olup, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığına tanınmış olan planlama yetkisi, öncelikle Atatürk Orman Çiftliği arazisinin çiftlik niteliğini korumak suretiyle bütününe yönelik üst ölçekli plan ve koruma amaçlı imar planı yapılması, ardından da bu planlara uygun olarak alt ölçekli planların onaylanması ile sınırlı bulunmakta, Mustafa Kemal Atatürk’ün vasiyetine, 5399 sayılı Yasanın genel amaçlarına ve alanın doğal ve tarihi sit özelliklerine aykırı kullanımlar getirilmesi mümkün değildir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim uygulamaları, kullanılmayan kent arazisinin yeniden değerlendirilmesini, bu arazinin tarihi ve kültürel değerlerin korunması ve yenilenerek kullanılmasına yönelik fiziksel müdahaleler yapılmasını ayrıca, yapılacak fiziksel değişikliklerin yanında, kentin ekonomik olarak canlanmasını, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkının gerçekleştirilmesini ve kentlerde yeni kullanım ve oturma alanları oluşturmak sureti ile konut ihtiyacının giderilmesini amaçlamaktadır. İmar planı yapma yetkisine sahip olan belediyelerin, imar planı niteliğindeki kentsel dönüşüm ve gelişim projelerini yaparken imar planlarının hazırlanmasında göz önünde bulundurulacak hususları dikkate almaları gerekmektedir.

Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilanının ilişkin Anayasa Mahkemesi kararında da ifade edilen amaçlara uyarınca tesis edilen dava konusu Bakanlar Kurulu kararının, 5659 sayılı Yasanın öngördüğü amaç ve ilkelere uygun olarak Atatürk Orman Çiftliğinin bütününe yönelik bir üst ölçekli plan ya da koruma amaçlı imar plan yapılmasını hedeflemediği, mer’i 1/10.000 ölçekli Atatürk Orman Çiftliği Alanları Nazım İmar Planı ve I. Derece Doğal ve Tarihi Sit Alanı Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı hükümleri uyarınca hazırlanan ve bu planlar ile bütünleşik planlama ve tasarım kararlarına esas oluşturan bir nitelik de taşımadığı görülmektedir.

Dava konusu işlem, Atatürk Orman Çiftliğinin niteliğine uygun, koruma amaçlı planlamaya uygun şekilde tesis edilmiş işlem olmayıp, kamu hizmet binası yapılabilmesi amacıyla tesis edilen bir işlemdir. Atatürk Orman Çiftliği, 5659 sayılı Yasa ve amacına aykırı olarak belediyelerce kentsel dönüşüm ve gelişim projelerine konu olacak alanlar arasında değerlendirilemez.

Bu durumda, 5659 sayılı Yasayla “Atatürk Orman Çiftliği” olarak korunması gereken, özel bir statüye sahip olan alanın, Başbakanlık hizmet binası yapılması amacıyla bu statüsünün gerektirdiği koruma ilkelerinin dışına çıkarılarak, farklı bir statüye dahil edilmesi sonucunu doğuran dava konusu “Başbakanlık Gazi Yerleşkesi (OGM) Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanı” ilanına ilişkin Bakanlar Kurulu kararında hukuka uyarlık görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, dava konusu Bakanlar Kurulu Kararının iptali gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosya incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:

Dava, 27/04/2012 tarihli, 28276 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “T.C. Başbakanlık Gazi Yerleşkesi (OGM) Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanı” ilanına ilişkin 2012/3074 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının iptali istemiyle açılmıştır.

5659 sayılı Atatürk Orman Çiftliğinin Kuruluşu Hakkında Kanunun Ek 1. maddesinde: “24/3/1950 tarihli ve 5659 sayılı Atatürk Orman Çiftliği Müdürlüğü Kuruluş Kanunu hükümleri uyarınca, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte Atatürk Orman Çiftliği dahilinde bulunan arazilerle ilgili olarak Tarım ve Köyişleri Bakanlığının uygun görüşü ile Ankara Büyükşehir Belediyesi ilgili mer’i mevzuat uyarınca öncelikle üst ölçekli plan ve koruma amaçlı imar planı ve bunlara uygun her türlü imar planlarını yapmaya ve yaptırmaya yetkilidir.” hükmüne yer verilmiştir.

5393 sayılı Belediye Kanununun “Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı” başlıklı 73. maddesinde: “Belediye, belediye meclisi kararıyla; konut alanları, sanayi alanları, ticaret alanları, teknoloji parkları, kamu hizmeti alanları, rekreasyon alanları ve her türlü sosyal donatı alanları oluşturmak, eskiyen kent kısımlarını yeniden inşa ve restore etmek, kentin tarihi ve kültürel dokusunu korumak veya deprem riskine karşı tedbirler almak amacıyla kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilir. Bir alanın kentsel dönüşüm ve gelişim alanı olarak ilan edilebilmesi için yukarıda sayılan hususlardan birinin veya bir kaçının gerçekleşmesi ve bu alanın belediye veya mücavir alan sınırları içerisinde bulunması şarttır. Ancak, kamunun mülkiyetinde veya kullanımında olan yerlerde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı ilan edilebilmesi ve uygulama yapılabilmesi için ilgili belediyenin talebi ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca bu yönde karar alınması şarttır.

Kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı olarak ilan edilecek alanın; üzerinde yapı olan veya olmayan imarlı veya imarsız alanlar olması, yapı yükseklik ve yoğunluğunun belirlenmesi, alanın büyüklüğünün en az 5 en çok 500 hektar arasında olması, etaplar halinde yapılabilmesi hususlarının takdiri münhasıran belediye meclisinin yetkisindedir. Toplamı 5 hektardan az olmamak kaydı ile proje alanı ile ilişkili birden fazla yer tek bir dönüşüm alanı olarak belirlenebilir.” kuralı yer almaktadır.

5393 sayılı Belediye Kanununun 73. maddesi gereğince; konut alanları, sanayi alanları, ticaret alanları, teknoloji parkları, kamu hizmeti alanları, rekreasyon alanları ve her türlü sosyal donatı alanları oluşturmak, eskiyen kent kısımlarını yeniden inşa ve restore etmek, kentin tarihi ve kültürel dokusunu korumak veya deprem riskine karşı tedbirler almak amacıyla bir alan kentsel dönüşüm ve gelişim alanı olarak ilan edilebilmektedir. Buna göre kamu hizmet alanları oluşturmak veya kamu hizmet alanı olarak kullanılan alanların yeniden düzenlenmesini sağlamak maksadıyla da kentsel dönüşüm ve gelişim projesi uygulanabilecektir.

Dosyanın incelenmesinden, uyuşmazlığa konu toplam 90 hektarlık alanın Başbakanlık Gazi Yerleşkesi Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Alanı olarak belirlendiği, söz konusu alanın 1/10.000 ölçekli Atatürk Orman Çiftliği Nazım İmar Planında kısmen kamu kurumu alanında, kısmen de tarihi çekirdek alanında kaldığı, 10/08/2011 tarihli, 6281 sayılı koruma kurulu kararıyla alanın bir kısmının Orman Genel Müdürlüğü’ne ait olduğu ve sonradan kamu kurumunca ağaçlandırıldığı gerekçesiyle 1. derece doğal ve tarihi sit alanı şerhi kaldırılarak 3. derece doğal sit alanı olarak belirlendiği, 02/02/2012 tarihli, 15 sayılı koruma kurulu kararıyla 7 hektarlık kısmının 1. derece doğal ve tarihi sit alanı şerhi kaldırılarak 3. derece doğal sit alanı olarak belirlendiği, 16/01/2012 tarihli, 130 sayılı büyükşehir belediye meclisi kararıyla Başbakanlık Gazi Yerleşkesi ve civarındaki yollara ilişkin 1/10.000 ölçekli nazım imar planı değişikliği ve 1/1.000 ölçekli koruma amaçlı imar planının kabul edildiği, söz konusu 1/1.000 ölçekli koruma amaçlı imar planı notlarında 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu hükümlerine uyulacağı notunun yer aldığı anlaşılmaktadır.

Dava konusu Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanı ilanının şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararına uygun olup olmadığının incelenmesi amacıyla 11/02/2013 tarihli Dairemiz kararı üzerine 19/09/2013 tarihinde naip üye niyabetinde Prof. Dr. , Prof. Dr. , Doç. Dr , Doç. Dr ve Doç. Dr ‘ın katılımıyla oluşan bilirkişi kurulunca yerinde keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmıştır.

Bilirkişi kurulu tarafından kendilerine yöneltilen sorular çerçevesinde yapılan değerlendirmeler sonucunda iki farklı kanaate ulaşılmıştır. Bilirkişi raporunda özetle:

” I. Değerlendirmeye ilişkin aşağıdaki kanaate varılmıştır:

Dava konusu alanda;

Dava konusu alanın da içerisinde bulunduğu ‘Atatürk Orman Çiftliği’ (AOÇ) alanına Koruma çerçevesinde müdahale edildiği, bu nedenle dava konusu alanda AOÇ arazilerine ilişkin 1/25.000 ölçekli Nazım İmar Planı ile aynı gün ve meclis kararı ile 1/10.000 ölçekli Nazım İmar Planı ve Koruma Amaçlı Nazım İmar Planının onanmış olduğu, yine dava konusu alanın da içine dahil olduğu AOÇ alanına müdahale biçiminin 2023 Ankara Nazım İmar Planına (üst ölçek plan kararlarına) göre de “Koruma” olarak tanımlanmış olduğu,

Koruma mevzuatı çerçevesinde yenileme projeleri gerçekleştirilebileceği halde, dava konusu alanda tamamen Koruma Amaçlı İmar Planından (Koruma Mevzuatından) bağımsız olarak Bakanlar Kurulu’nun 16/04/2012 tarihli, 2012/3074 sayılı kararı ile 5998 sayılı kanunla ‘Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Alanı’ olarak belirlenmesinin anlamlı olmadığı,

Dava konusu alanın Bakanlar Kurulu tarafından 16/04/2012 tarihli, 2012/3074 sayılı kararı ile 5998 sayılı Kanunla ‘Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Alanı’ olarak belirlenmesi ile koruma mevzuatından bağımsız bir biçimde doğrudan idarenin (büyükşehir belediyesinin) takdir yetkisine dayalı bir planlama sistemi kabul edilmekte olduğu, ülkemizde uygulanan planlama sistemi, ‘düzenleyici planlama sistemi’ olduğu ve ‘düzenleyici planlama sistemi’nin üç temel özelliğinin bulunduğu, bunların ‘planlar arasında sıradüzeninin varlığı’, ‘planların kesinliğe sahip olmaları’ ve ‘düzenleyici planlama sistemlerinde plan ile uygulama birbirinden bağımsız değil, birbirlerini takip eden süreçler olması’ olduğu, dava konusu Bakanlar Kurulu Kararı’nın bu üç özelliği zedelediği, ilgili Bakanlar Kurulu Kararı ile, dava konusu alanda Koruma Mevzuatından bağımsız bir biçimde doğrudan idarenin (büyükşehir belediyesinin) takdir yetkisine dayalı bir planlama sistemi kabul edilmesine olanak sağladığından hiyerarşik planlama sisteminin devreden çıkması anlamı taşıdığı, hiyerarşik planlama sisteminin devreden çıkması ile birlikte, dava konusu alanda idarenin bu geniş takdir yetkisini ne şekilde kullanacağının belirsiz hale gelebileceği, Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen alan içerisine yönelik ne tür planlama ve tasarım ilkesinin uygulanacağının belirli olmadığı ve AOÇ bütününde planlama ve uygulama bütünlüğünün ortadan kalkabileceği, dava konusu Bakanlar Kurulu kararı ile AOÇ alanı içinde çevresi ile bütünleşmeyen sadece alan özelinde karar veren bir planlama pratiği ortaya çıktığı ve bunun doğrudan AOÇ ‘nin bütününü koruma yaklaşımını zedeleyeceği,

1/10.000 ölçekli Atatürk Orman Çiftliği Alanları Nazım İmar Planı ve I. Derece Doğal ve Tarihi Sit Alanı Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı raporunda, Tarihi Çekirdek Alana ilişkin belirlenen “Tarihi-Kültürel-Rekreasyon Odağı”nın kamuya açık olma özelliği taşıdığı, buna karşın Başbakanlık Tesisleri’nin, bir prestij alanı ve kamu donatı alanı niteliğinde olmakla birlikte, güvenliğin sağlanması gerekliliğinden dolayı, açık bir kamusal alan olamayacağı ve Başbakanlık Tesisleri’nin korumalı bir alan durumunda olduğu, Tarihi Çekirdek Alanın dava konusu alandaki bu kısmın güvenlik gerekçesi ile kamuya açık olarak kullanılamayacağı, aynı zamanda planlamada bu alanlara ne gibi bir fonksiyon verileceğinin de belirsiz olduğu, hiyerarşik planlama sisteminin devreden çıkması ile birlikte, dava konusu alandaki bu kısmın kullanımının idarenin bu geniş takdir yetkisine bağlı olacağı, bu takdir yetkisinden doğan imar kararlarının denetiminin nasıl sağlanacağının belirli olmadığı,

Sunulan tarihsel bilgi ve belgeler ışığında ve AOÇ Nazım İmar Planı ve 1. Derece Doğal ve Tarihi Sit Alanı Koruma Amaçlı Nazım İmar Planının planlama ilkeleriyle de açık olduğu şekliyle, Atatürk Orman Çiftliği’nin (AOÇ) bütünüyle sadece kentsel tarımı değil kültürel yaşamı da kurgulayan bir “modernite projesi”nin yegane örneği olduğu,

AOÇ Nazım İmar Planı ve 1. Derece Doğal ve Tarihi Sit Alanı Koruma Amaçlı Nazım İmar Planının planlama ilkeleriyle de açık olduğu şekliyle; Doğal ve tarihsel değeri olan Atatürk Orman Çiftliği alanına yapılacak yapısal düzenlemelerin disiplinler arası uzmanların

sürekli ve ortak çalışmasının ürünü olacak ve yürürlükteki ilke kararlarına uygun olarak denetlenebilir alt ölçekli planlar ve kentsel tasarım projeleri ile üretilmesi gerektiği,

Dava konusu tesisin mimari projesinin, yakın çevresindeki tarihi değerlerle ilgisinin özgün bir kentsel tasarım projesi, rehberi ile bütünleşmediği, dolayısıyla önerilen Mimari projenin ürünü olan kitlenin bulunduğu tarihi çevre, Ankara kentinin kentsel dokusu içerisinde ölçek ve oransal ilişkisini kuramadığı, öneri yapının bu kitlesiyle çevresindeki tarihi yapılaşmanın önüne geçtiği,

sonuçları ile birlikte, dava konusu alanda;

Kentsel dönüşümdeki kamu yararı ilkesine, planlama ilkelerine ve mimarlık mühendislik disiplinlerin gerektirdiği kuralların varlığı, kentsel dönüşümde, ekolojik, sosyal- kültürel ve ekonomik sürdürülebilirlik açısından çalışmaların doğal ve yapısal çevre koşulları ile yerel sosyo-kültürel özellikleri ile birlikte değerlendirilme, kentsel dönüşümle kentin kültürel dokusuna, siluetine, zaman içinde oluşmuş kent kimliğine ve kent belleğini gözetmede, kentsel dönüşüm için ekonomik, sosyal, fiziksel, doğal, tarihi ve çevresel koşullar ile oluşturulacak planlama kararları kent bütününe yönelik kararlarla olan uyumu, kentsel dönüşümün üst ölçekli plan kararlarına aykırı uygulamalardan kaçınılarak başta ulaşım kararları olmak üzere, olası çevresel ve mekânsal etkileri analiz edilerek, kent planı ile bütünleşik ve eşgüdümlü olarak ele alınması noktasında, kentsel dönüşümün tüm tarihsel birikimin ve kültürel zenginliği ortadan kaldıracak yıkım ile yaşanabilirlik ve mekan kalitesi ölçütlerini ve sosyal yaşamı etkileyecek yeniden yapma dışındaki seçeneklerin; yani koruma, iyileştirme, güçlendirme, canlandırma ve yenileme seçeneklerinin öncelikle araştırılması yönünde, dönüşümde yerel kimliği ortadan kaldıran tek tip mekan üretiminden, kentsel mekanı parçalayan ve ayrıştıran uygulamalardan kaçınılması, yerelin özellikleri ve özgünlüklerinin korunması, toplumsal yaşam ve kültürel değerlerinin dikkate alınması, dönüşümde doğal, tarihi ve kültürel değerlere zarar, korunması gerekli doğal varlıklar ve korunan alanlar (kültür ve tabiat varlıklarının oluşturduğu korunan alanlar) ile kentsel mekanda yeşil alan sisteminin ayrılmaz parçası olan ve kente nefes aldıran açık-yeşil alanlara olan hassasiyet, doğal, tarihi ve kültürel mirasın korunması, geliştirilmesi ve geleceğe aktarılmasının nasıl yapılacağı, kentsel dönüşümle parçacıllıktan öte kent ile bütünleşik, bütüncül bir planlama yaklaşımı ile kent ve kullanıcıları için yeni sorunların oluşması yönlerinden tereddütler gözükmektedir.

Sözü edilen tüm bu gerekçeler, davacılar ve davalıların yazılı belgeleri, alanda gerçekleştirilen bilimsel tespit, keşif ve bilirkişi incelemeleri ışığı altında dava konusu alana ilişkin hukuki ve fiziki kararların ve planlama sürecine ilişkin sürecin dava konusu alan için “kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı” olarak ilan edilmesi biçiminde zorlamalar olduğu belirlenmiştir. Halbuki dava konusu alan için ve ülkemizdeki diğer buna benzer kentsel dönüşüm alanları için geçerli olabilecek hukuki altlığın yeniden gözden geçirilmesi kaçınılmazdır. Bu açıdan bakıldığında; dava konusu alanın kentsel dönüşüm ve gelişim alanı olarak ilan edilmesi hukuki olarak kabul edilebilir olmakla birlikte bilimsel olarak kabul edilebilmesi güç gözükmektedir. Zira, dava konusu alanın kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı olarak belirlenmesinde bilimsel, şehircilik-peyzaj ilkeleri, fiziki, sosyal ve kamu yararı gibi bileşenler yeterince açık değildir. Hatta, hiç belli değildir. Gerekli hukuki ve teknik-bilimsel altlıkların oluşturulması halinde dava konusu alanın korunması, geliştirilmesi ve gerek Ankara kenti için gerekse Türkiye açısından “vizyon bir kent parçası” olabilmesinin yolu gerçekleştirilebilir.

Tüm gerekçelerle, 27/04/2012 tarih ve 28276 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “T.C. Başbakanlık Gazi Yerleşkesi (OGM) Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanı” ilan edilmesine ilişkin 2012/3074 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’nın şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararına uygun olmadığı kanaatine varılmıştır.

  1. Değerlendirmeye ilişkin ise aşağıdaki kanaate varılmıştır:

Dava konusu alanda;

Dava konusu alanın da içerisinde bulunduğu ‘Atatürk Orman Çiftliği’ (AOÇ) alanına 3. Derece Doğal Sit Alanı olması nedeniyle mevzuat gereği koruma çerçevesinde (ilgili mevzuatın izin verdiği sınırlar içerisinde kararlar üretmek kaydıyla) müdahale edildiği, bu nedenle dava konusu alanda AOÇ arazilerine ilişkin 1/25.000 ölçekli Nazım İmar Planı ile aynı gün ve meclis kararı ile 1/10.000 ölçekli Nazım İmar Planı ve Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı onanmış olduğu, alınan kararların Nazım Planlar ile uygunluk gösterdiği,

Koruma mevzuatı çerçevesinde 3. Derece Doğal Sit Alanı için yapılacak uygulamaların tanımlandığı 728 sayılı İlke Kararında getirilen sınırlamalar içinde kaldığı ve Bakanlar Kurulu’nun 16/04/2012 tarihli, 2012/3074 sayılı kararı ile 5998 sayılı kanunla ‘Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Alanı’ olarak belirlenmesinin Koruma Mevzuatına da aykırılık taşımadığı,

Düzenleyici planlama sisteminin olmazsa olmaz olmadığı, hiyerarşik planlama sistemini tabulaştırmadan lokal/mevzii sorunlara çevreyle ilişkisi etüd edilerek lokal/mevzii çözümler üretilebileceği, dolayısıyla takdire dayalı bir planlama sisteminin uygulanabilir ve daha çağdaş olduğu düşüncesinden hareketle dava konusu alan için üretilen lokal/mevzii çözümün uygulanabilir olduğu,

Başbakanlık Tesisleri Alanının halka açık bir kullanıma sahip olmamasının, işlevin kamusal özelliğini ortadan kaldırmadığı,

1. Derece Doğal Sit özelliği 3. Derece Doğal Site çevrilen ve Tarihi Sit özelliği taşımadığı Kurul kararıyla tescillenen dava konusu alanın, konut vb. kullanımlarla da işlevlenebilecek iken kamu kullanımından çıkarılmaması ile kamu yararına uygun kullanılacağı,

Dava konusu alanın tümünde ilginç oluşum, özel ekosistemler, anıt ağaçlar, eşine az rastlanır doğal ve kültürel kaynak değeri vb. bakımından herhangi bir yapılaşmaya izin verilmeyecek mutlak koruma zorunluluğu gerektirecek kaynak değerleri gözlemlenmediği,

Dava konusu alan içerisinde mevcut rekreasyonel kullanım olduğu, davalı alanda rekreasyonel kaynak değerlerini ortadan kaldıracak ve tamamen olumsuz etkileyebilecek bir durum söz konusu olmadığı,

Dava konusu alanda mevcut yol ulaşım açısından kullanılacağından, orman örtüsünde ekosistemi bozacak veya ortadan kaldıracak bir değişim beklenmediği,

Dava konusu alanda kent ekosistemi çok hassas olmakla beraber, bu alanda öngörülen fiziki değişimlerin alan kullanımlarını değiştirmeyecek büyüklükte olması nedeni ile bu alanın mevcut kent ekosistemine sağladığı yararları ortadan tamamen kaldırmayacağı,

Alanda yapılacak fiziki uygulamaların kent estetiğini olumsuz etkileyecek boyutta olmayacağı,

Dava konusu alan içinde yapılacak uygulama çalışmaları yapım aşamasında bir kısım faunaya kısmi zarar verebilse de daha sonra yapılacak bitkisel tasarımlarla ekolojik süreklilik sağlanarak, fauna için ortam hazırlama şansı olacağı,

Yapılaşma alanı vejetasyonunda nesli tehlike altında bulunan her hangi bir bitki türü kayıtlarına rastlanılmadığı ve dava konusu alanda anıt ağaç özelliği taşıyan bitki türü bulunmadığı,

Dava konusu alanda, peyzaj kaynak değerleri açısından bazı yapım esnasında ve sonradan önlenebilecek sakıncaları bulunmakla beraber, kent ormanı bütünlüğünü bozmayacağı, rekreasyonel kaynak değerlerini yok etmeyeceği, kent mikroklimasına geri dönüşümü olmayan olumsuz etki etmeyeceği, fauna ve florada yapım esnasında ortaya çıkan bozulmaların yeni düzenlemelerle bertaraf edilebileceği, kent estetiği ve genel görsel peyzaj kalitesine olumsuz etki etmeyeceği,

Dava konusu alanın 1. Derece Doğal Sit özelliği taşımadığı; ancak 3. Derece Doğal Sit olabileceği tespit edildiği, bu sebeple Ankara Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonu’nun 02/02/2012 tarihli, 15 sayılı Kararının uygun olduğu,

Dava konusu alanın Tarihi Sit özelliği taşımadığı, bu nedenle Ankara Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 03/02/2012 tarihli, 468 sayılı kararının da yürürlükteki koruma mevzuatına uygun olduğu,

5393 sayılı Belediye Kanununun 73. maddesine göre irdelendiğinde, amacın tanımlanmasında “…kamu hizmeti alanları, rekreasyon alanları ve her türlü sosyal donatı alanları oluşturmak, …” da bulunduğu, yönleriyle dava konusu alanda, yürürlükteki plan doğrultusunda ve kamu hizmeti amacıyla Başbakanlık Hizmet Binası yapılmasında bir sakınca olmadığı gözükmektedir.

Tüm gerekçelerle, 27/04/2012 tarih ve 28276 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “T.C. Başbakanlık Gazi Yerleşkesi (OGM) Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanı” ilan edilmesine ilişkin 2012/3074 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’nın şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararına uygun olduğu kanaatine varılmıştır.” görüşlerine yer verilmiştir.

Bilirkişi kurulunun; kendilerine yöneltilen sorular çerçevesinde düzenledikleri raporda yer alan tespitler ile dosyadaki bilgi belgelerin değerlendirilmesinden, 2012/3074 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile “T.C. Başbakanlık Gazi Yerleşkesi (OGM) Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanı” olarak ilan edilen taşınmazların yapılaşmaya açık kısımlarının daha önce yürürlükte bulunan imar planında öngörülen kullanım kararının da kamu kurumu alanı niteliğinde olduğu, önemli bir kısmında Orman Genel Müdürlüğü’ne ait yapıların bulunduğu alanda Başbakanlık hizmet binası yapılmak üzere plan değişikliklerinin yapıldığı, koruma kurulu kararlarıyla alanın niteliği göz önüne alınarak yapılaşma imkanı tanınan alanın sit derecelerinin yeniden değerlendirildiği, 1/1.000 ölçekli koruma amaçlı imar planı notlarında da yer aldığı üzere kentsel dönüşüm sınırı içerisinde yer alan taşınmazlara yönelik olarak yapılacak planlama ve uygulamalarda 2863 sayılı Kanun ve ilgili yönetmeliklerde yer alan hükümlere uyulacağı, plan kararlarında tarihi çekirdek alan niteliğinin korunduğu görülmektedir.

Öte yandan bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere dava konusu alanın tümünde ilginç oluşum, özel ekosistemler, anıt ağaçlar, eşine az rastlanır doğal ve kültürel kaynak değeri vb. bakımından herhangi bir yapılaşmaya izin verilmeyecek mutlak koruma zorunluluğu gerektirecek kaynak değerleri gözlemlenmediği, yapılaşma alanı vejetasyonunda nesli tehlike altında bulunan her hangi bir bitki türü kayıtlarına rastlanılmadığı ve dava konusu alanda anıt ağaç özelliği taşıyan bitki türü bulunmadığı tespitleri yer almaktadır.

5393 sayılı Belediye Kanununun 73. maddesi uyarınca kamu hizmet alanları oluşturmak amacıyla kentsel dönüşüm ve gelişim alanı ilan edilebileceği, anılan kanunda ve teorik anlamda bu tarz lokalize belirlemelerle planlama çalışmaları yapılabileceği kabul edildiğinden, söz konusu kanuna dayalı olarak yapılan kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı ilanlarının imar mevzuatında öngörülen plan hiyerarşisi dışında kanuna uygun olarak yapıldığının kabulü gerekmektedir.

Uyuşmazlıkta, 5393 sayılı Belediye Kanununun (5998 sayılı Kanunun 1. maddesiyle değişik) 73. maddesinde öngörülen kamu hizmeti alanları oluşturulması amacıyla örtüşecek biçimde kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı olarak belirlendiği, proje ile kamu kurumunun ihtiyacı olan hizmet binalarının yapılmasının hedeflendiği, kentsel dönüşüm ve gelişim projesinin önceki plan kullanım kararlarına da aykırı bir düzenleme getirmediği, 2863 sayılı Kanun kapsamında kalan kısımlara yönelik olarak plan notlarında koruma hükümlerinin yer aldığı, 1. Derece doğal sit alanı olarak belirlenen alanlar için 2863 sayılı Kanunda yer alan ilkelere uyulacağının açık olduğu, Başbakanlık hizmet binalarının prestij alanları olduğu, kamusal yararın bulunduğu görüldüğünden, bilirkişi kurulunun kısmen aksi yöndeki görüş ve kanaatine itibar edilmemiştir.

Bakılan davada, uyuşmazlığa konu olan toplam 90 hektarlık alanın dava konusu işlemle Başbakanlık Gazi Yerleşkesi Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Alanı olarak belirlendiği ve ilan edildiği, daha önce 1. derece doğal ve tarihi sit alanı olarak belirlenen ve bu statüsü nedeniyle yapılaşma imkanı bulunmayan alanın statüsünün, Ankara Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 10/08/2011 tarihli, 6281 sayılı, Ankara Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 03/02/2012 tarihli, 468 sayılı, Ankara Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonunun 02/02/2012 tarihli, 15 sayılı kararlarıyla kaldırıldığı, sadece 3. derece doğal sit alanı olarak belirlendiği, davaya konu alanın 1. derece doğal ve tarihi sit alanı şerhinin kaldırılmasına ilişkin söz konusu işlemlerin iptali istemiyle açılan davalar sonucunda, Ankara 11. İdare Mahkemesinin, 17/02/2014 tarihli, E:2011/2080, K:2014/168ve 17/02/2014 tarihli, E:2012/1694, K:2014/171 sayılı kararlarıyla, tarihi sit statüsünün kaldırılması yönünden dava konusu işlemlerin iptaline, doğal sit statüsünün 3. dereceye düşürülmesi yönünden ise karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği, anılan İdare Mahkemesi kararlarının temyiz edilmesi sonucu Danıştay Ondördüncü Dairesinin 25/06/2015 tarihli, E:2014/3456, K:2015/5859 ve E:2014/3469, K:2015/5856 sayılı kararlarıyla söz konusu kararların tarihi sit şerhinin kaldırılmasına ilişkin kısmının iptali yolundaki kararda hukuki isabet bulunmadığı gerekçesiyle, İdare Mahkemesi kararlarının bu kısmının bozulmasına karar verildiği anlaşılmıştır.

Bununla birlikte, Dairemizin 13/10/2014 tarihli, E:2012/4044 sayılı ara kararı ile davalı idarelerden; uyuşmazlığa konu alanının tarihi sit statüsünün yeniden belirlenmesine ilişkin koruma kurulunca herhangi bir karar alınıp alınmadığı, alınmış ise anılan kararların iptali istemiyle herhangi bir dava açılıp açılmadığının ve uyuşmazlığa konu alanın doğal sit alanı statüsünün sürdürülebilir kullanma ve kontrollü kullanım alanı olarak değiştirildiği görüldüğünden, anılan değişikliğe ilişkin koruma kurulu kararının iptali istemiyle dava açılıp açılmadığının sorulduğu ve konuya ilişkin bilgi ve belgelerin istenildiği, verilen cevapta; Danıştay Ondördüncü Dairesinin 22/05/2014 tarihli, E:2014/3456 ve 11/06/2014 tarihli, E:2014/3469 sayılı kararları uyarınca alınan Ankara I Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 09/07/2014 tarihli, 1607 sayılı ve 13/08/2014 tarihli, 1675 sayılı kararlarıyla söz konusu alana yönelik “tarihi sit” tescilinin kaldırıldığı belirtilmiştir.

Ayrıca, 19/07/2012 tarihli, 28358 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ”Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik”in “Tanımlar Ve kısaltmalar” başlıklı 4. maddesinin “Doğal sit”in tanımının yapıldığı (f) fıkrasının iptali istemiyle açılan davada Danıştay 14. Dairesinin 16/04/2014 tarihli, E:2012/7803, K:2014/4759 sayılı kararı ile davanın reddine karar verildiği ve yine aynı yönetmeliğin “Doğal sitlerin tespit ilke ve kriterleri” başlıklı 6. maddesinin 2. fıkrasındaki “ve sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları” ve “üç” ifadelerinin; “Sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarının ayırt edici özellikleri” başlıklı 9. maddesinin; “Doğal sit alanları ve tabiat varlıklarının tescil ve ilanına ilişkin usul ve esaslar” başlıklı 17. maddesinin (c) bendinin iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle Danıştay 14. Dairesinin E:2014/9714 ve E:2014/9710 sayılı dosyalarında açılan davalarda yürütmenin durdurulması istemlerinin reddine karar verildiği de görülmektedir.

Öte yandan, Dairemizin 03/02/2015 tarihli, E:2012/4044 sayılı yürütmenin durdurulması isteminin reddi kararına yapılan itirazın kabulüne ilişkin İdari Dava Daireleri Kurulunun 11/06/2015 tarihli, E:2015/378 sayılı kararında özetle; Atatürk Orman Çiftliği Müdürlüğüne ait bütün malların Devlet malı hükmünde olduğu, bu malların korunması için Kanunda özel hükümler getirildiği, çiftlik arazisinin sınırlarının daraltılmasının ancak özel bir Kanunla düzenlenmesi suretiyle gerçekleşebileceği, bu şekilde çiftliğin mevcut halinin korunarak geliştirilmesinin temel ilke olarak kabul edildiği, Kanunun getiriliş amacının da, çiftliğin bütünlüğünün korunmasının sağlanması olduğu sonucuna varıldığı, bu sebeple, Atatürk Orman Çiftliği arazilerinin korunması ve kullanılmasının herhangi bir alan gibi değerlendirilmesinin mümkün olmadığı ve niteliği itibarıyla özel bir statüye sahip olduğu hususunda kuşku bulunmadığı belirtildikten sonra, dava konusu işlemin, Atatürk Orman Çiftliğinin niteliği gözetilerek koruma amaçlı yapılan bir planlama işlemi olmayıp, kamu hizmet binası yapılabilmesi amacıyla tesis edilen bir işlem olduğu ve Atatürk Orman Çiftliğinin, belediyelerce kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulanabilen herhangi bir planlı veya plansız alan gibi değerlendirilemeyeceği, Başbakanlık hizmet binası yapılması amacıyla “Atatürk OrmanÇiftliği ” olarak korunması gereken alanın farklı bir statüye dahil edilmesi sonucunu doğuran kentsel dönüşüm ve gelişim alanı olarak ilan edilemeyeceği gerekçesine yer verildiğinin görüldüğü; söz konusu alanın yapılaşmaya açık kısımlarının daha önce yürürlükte bulunan imar planında da kamu kurumu alanı niteliğinde olduğu, Başbakanlık hizmet binası yapılmak üzere plan değişiklikleri yapılan alanın önemli bir kısmında zaten Orman Genel Müdürlüğü’ne ait yapıların bulunduğu dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Öte yandan söz konusu işlemle Atatürk Orman Çiftliğine ait taşınmazlara yönelik herhangi bir satış veya devir işleminin de tesis edilmediği değerlendirilmiştir.

Buna göre Atatürk Orman Çiftliğine ait taşınmazların satış ve devrine yönelik işlemlerin bulunmaması nedeniyle arazinin statüsünün değiştirilmiş olduğu yönündeki yorumun kabul edilmesi mümkün görülmemiştir.

Diğer taraftan 5393 sayılı Belediye Kanununun 73. maddesinde kentsel dönüşüm ve gelişim projelerinin hangi amaçlarla gerçekleştirilebileceği açıkça belirtilmiştir. Sözü edilen Kanunda, kamu hizmet alanları oluşturulması maksadıyla yapılan kentsel dönüşüm ve gelişim projeleriyle arazilerin statüsünün değiştirilmesi yönünde bir amaç hedeflenmediği anlaşılmaktadır.

Bu durumda, yukarıda anılan kararlar uyarınca “tarihi sit” statüsü bulunmayan ve öncesinde de, üzerinde kamu binaları bulunan söz konusu alanın 5393 sayılı Belediye Kanununun 73. maddesinde öngörülen kamu hizmeti alanlarının oluşturulması amacıyla “T.C. Başbakanlık Gazi Yerleşkesi (OGM) Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanı” olarak ilan edilmesine ilişkin dava konusu Bakanlar Kurulu kararında şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararı yönlerinden hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, DAVANIN REDDİNE; aşağıda dökümü yapılan toplam 6.023,50-TL yargılama giderinin davacılar üzerinde bırakılmasına, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 1.500,00.-TL avukatlık ücretinin davacılardan alınarak davalı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca davalı Başbakanlık’a verilmesine, yargılama sonucu haksız çıkan taraftan alınmak şartıyla Maliye Bakanlığı’ndan istenilen 15.000,00.-TL keşif ve bilirkişi giderleri avansından harcanan 5.451,73.-TL’nin davacılardan alınarak Maliye Bakanlığı’na verilmesine, keşif ve bilirkişi avansından artan 9.548,27.-TL’nin Maliye Bakanlığı’na iadesine, bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 11/11/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.